 |
[Önceki Bölüm] [Sonraki Bölüm]
İKİNCİ BÖLÜM
(BEYİN
VE BİLGİSAYAR İLİŞKİSİ)
Amerika Birleşik Devletleri Kongresi 17 Temmuz 1990
yılında şöyle bir bildiri yayınladı:
“ Beyin Yılları,
1990-1999
Amerika Birleşik
Devletleri tarafından bir bildiri:
İnsan beyni, birbiri ile
karmaşık ilişkiler içinde bulunan 3 paund’luk bir
nöron hücreleri kitlesidir. Tüm aktivitelerimizi
kontrol eder ve yaradılışın en görkemli –ve
gizemli- harikalarından biridir. İnsan zekasını,
duyuların yorumunu, hareketlerin denetimini oluşturur.
Bu inanılmaz organ bilim adamlarını olduğu kadar,
bilim dışında olanları da şaşırtmaktadır.
Yıllar boyunca, beyinle
ilgili bilgiler –nasıl çalıştığı,
hastalıklarında ve yaralanmalarında ne türlü
bozukluklar olduğu- hızla arttı. Buna rağmen daha
öğreneceğimiz çok şey var. Milyonlarca
Amerikalının her yıl kalıtsal sinir hastalıklarına,
Alzheimer gibi dejeneratif bozukluklara ya da inmeye,
şizofreniye, otizme: konuşma, dil ve işitme
bozukluklarına yakalanması beyin üzerinde
araştırmaların devam etmesini zorlamakta ve
gerektirmektedir.”
Bildiri böylece sürüp
gitmekte ve sonu yaklaşık olarak şöyle
bağlanmaktadır:
“ ... 1 Ocak 1990’dan
başlayan on yılı ‘ Beyin dekadı ‘ olarak ilan
etmeye ve bu konuda Başbakan tarafından bir bildiri
çıkarılmasına ... “
A.B.D.’nin 215.
Bağımsızlık yılında çıkarılan bu bildirinin
altında George Bush’un imzası vardır.
Beyin üzerine duyulan
büyük ilgi ve konu üzerinde yapılan çalışmalar
1990 yılında başlamış değildir. İnsanda ve diğer
canlılarda yaşamsal faaliyetlerin yerine getirilmesinde
merkez konumunda bulunan beyin üzerindeki çalışmalar
yüzyıllardır yapılmakta ve bugün de tam olarak
anlaşılamadığı için içinde bir çok disiplin
içeren nörolojik bilimler alanında çalışmalar
hızla devam etmektedir.
- Beyin
- Tarihsel Süreçte Beyin
Küçük
Asyalı Ezop,başlangıçta köleymiş,sonra
azat edilmiş. Kölelik dönemindeyken
efendisi, önem verdiği bir şölen için
kendisine “dünyanın en güzel yemeğini
ve aynı zamanda en kötü yemeğini”
hazırlamasını emretmiş. Ezop da sofraya
haşlanmış dil çıkarmış ve efendisinin
bu sunuyu pek de beğenmemesi üzerine
kendini, “Dilin yerine göre dünyanın en
iyi şeylerini; yerine göre de en kötü
şeylerini söyleyebileceğini” belirterek
savunmuş.
Ezop’un
yaşadığı çağda (M.Ö. 6.yy.)
düşüncelerin beyin tarafından
oluşturulduğu bilinmediğinden olsa gerek;
Ezop, beyin yerine dil pişirmiş. Oysa beyin
en görkemli, en güzel, en üstün şeyleri
düşünebileceği gibi en berbat, en
şeytansı, en aşağılık şeyleri de
düşünebilir. Düşünmekle kalmaz,
tutsağı olan bedene uygulatır da (dilde
olduğu gibi).
Yazılı tarih
bize beyne yönelik ilginin yüzyıllar boyunca
sürekli ve kendi içinde tutarlı gelişme
gösteren bir süreç olmaktan çok aralarında
uzunca bekleme süreleri barındıran
sıçramalar biçiminde ortaya çıktığı
mesajını vermektedir. Bu gelişme biçiminin
içsel ve dışsal nedenleri olduğu
söylenebilir. İçsel neden ilgi odağı olan
organın kendi özellikleri ile ilişkilidir.
Organ beynin en önemli özelliği, karşı
konulmaz biçimde ortaya çıkan nesnel
gerçekliklerle ilgili gelişmelerin bilinç,
dikkat, oryantasyon ve bellek eşliğinde ya da
yardımcılığında izlenerek gözlemler’e dönüştürülmesi ve gözlemlerin
düşüncelere yol açmasını sağlamasıdır.
Bu özellik, beynin organ olarak herkes için
aşağı yukarı benzer özelliklerinin otomatik
bir gereği olmayıp, açıkça, bu genel
özelliklerin beyin yeteneği haline
dönüşmesine yol açan iç mekanizma
ayrıcalıklarının bireysel bir
açılımıdır. Eğer bu önerme doğruysa,
bunun anlamı; herkes için geçerli olan nesnel
gerçekliklerle sadece çıplak olarak
karşılaşan genel ya da beyin yeteneği
bakımından belirsiz olan bir organın gözlem
ve düşünce süreçlerine ancak bireysel bir
organ haline dönüşerek varabildiğidir.
Böylelikle, beyin serüvenindeki kesikli
sıçramaların; ister Eski Mısır’da, ister
Antik Çağ’da, isterse de günümüzde ortaya
çıksınlar içsel nedenini gözlemci ve
düşünce yaratabilen bireysel beyin çalışması olduğu
söylenebilir.
Beyin sahibi
canlıların incelenmesi bize, bunların ayrıca,
bir kurallılık, hiyerarşi içerdiğini de
gösterir. Öyleyse, beynin kendisiyle ilgili ilk
temel kavrama girerken hemen karşımıza evrim
kavramı çıkar. Bu nesnel gerçeklikle o denli
ilgili bir kavramdır ki beyne ait bilgilerin
öğrenilmesi sürecinde evrim bilgisi zorunlu
bir yere oturur. Bu kavram, bize, incelediğimiz
canlı beyninin iç dinamiklerinin boyutlarını,
zenginliğini ve sınırlarını öğretir.
İnsan beyninin kapasitelerinin sorgulanmasında
bize yardımcı olabilecek çok güçlü
ipuçları vardır. Bir kez, morfolojik
detaylılıkta çok zengin bir görünümü
vardır. Onun kadar zeminini genişletmiş olan
bir organ ve canlı beyni yoktur. Antropolojik
çalışmalar benzer detaylılığa en azından
50 bin yıldır rastlandığını söylemektedir.
Bunun anlamı, ya da anlamlarından biri, beynin
genel evriminin, çok uzak gelecekler için bile
hazır bir yapı oluşturduğudur. Ve denilebilir
ki bu, henüz kullanılmakta olan yapıdır ve
genel evrim modelleri içinde kabul edilen
morfolojik değişikliklere bu yüzden
gitmemiştir. Mikroskobik yapı, bir açıdan
inanılmaz ve karmakarışık bir görünümü,
diğer açıdan ise bunların kendi aralarındaki
hiyerarşiyi gösterir. Her ikisini de
çağrıştıran veriler vardır. Bu verilerin
elde edilmesi yeni olmayıp, her iki tür veri de
en azından 100 yaşındadır.
Nörolojik
bilimler son yıllarda önemli ilerlemeler
göstermişse de yine de yetersizliği
yeterliliğinden fazladır. Ancak gösterdiği
atılımlar ve gelecek için umut verici oluşu
ve uğraştığı konunun önemi, içinde
bulunduğumuz yılların beyin yılları olarak
kabulüne yol açmıştır.
- Beyin ve Sinir Sisteminin Genel
Görünüşü
Beyin ile ilgili şu
gerçek çok bilindiği için olsa gerek, hep
gözardı ediliyor: beyin vücuda bağlıdır ve
onunla sürekli iletişim halindedir. Sinir sistemine
veriler yalnızca vücudun değişik yerlerindeki
dönüştürücülerden gelir. Dönüştürücüler
ışık, ses ya da basınç gibi kimyasal veya
fiziksel etkileri elektrokimyasal işaretlere
dönüştürürler. Bu dönüştürücülerin
bazıları gözdeki ışık duyargaları gibi vücuda
dışarıdan gelen işaretlere tepki gösterir, yani
dış çevreyi izler. Başka dönüştürücüler ise
daha çok vücudun içindeki etkinliklere tepki
gösterir. Mide ağrınızın tutması ya da kandaki
aside duyarlılık göstermenizde olduğu gibi. Sinir
sisteminin hareket çıkışı ise vücuttaki
kasların çoğunu denetlemekle görevlidir. Ayrıca
beyin hormonlar gibi birtakım kimyasal maddelerin
vücuda salınmasını da etkiler.
Şekilde
3’te beyin ve sinir sisteminin temel yapı
elemanlarını oluşturan unsurlar görülmektedir.
Beyin ve sinir sisteminde fiziksel katmana
bakıldığında, işlemci, sinyal iletim ortamı ve
yol verici olarak, sinir sisteminin temel öğesi
olan nöron, ya da sinir hücresi görülmektedir.
Sinir hücresini oluşturan Dendrit, hücre gövdesi,
akson ve akson uçları (sinaps) şekil 4’de
gösterilmiştir. Dendritler sinaptik sinyalleri
girdi olarak almakta, hücre gövdesi bu sinyalleri
bilindiği kadarıyla analog bir yöntemle işlemekte
ve üretilen denetim sinyali ya da sinyalleri
aksonlar aracılığı ile denetlenecek hedef
hücrelere iletilmektedir.
Tipik bir nöron,
hücre gövdesi ve dendritleri üzerine dış
kaynaklardan gelen elektrik darbelerinden üç
şekilde etkilenir. Gelen darbelerden bazısı
nöronu uyarır, bazısı bastırır, geri kalanı da
davranışında değişikliğe yol açar. Nöron
yeterince uyarıldığında çıkış kablosundan
(aksonundan) aşağı bir elektriksel işaret
göndererek tepkisini gösterir. Genellikle bu tek
akson üzerinde çok sayıda dallar olur. Aksondan
inmekte olan elektrik işareti dallara ve alt dallara
ve sonunda başka nöronlara ulaşarak onların
davranışını etkiler. Nöron, çok sayıda başka
nöronlardan genellikle elektrik darbesi biçiminde
gelen verileri alır. Yaptığı iş bu girdilerin
karmaşık ve dinamik bir toplamını yapmak ve bu
bilgiyi aksonundan aşağı göndererek bir dizi
elektrik darbesi biçiminde çok sayıda başka
nörona iletmektir. Nöron, bu etkinlikleri
sürdürmek ve molekül sentezlemek için de enerji
kullanır fakat başlıca işlevi işaret alıp
işaret göndermek, yani bilgi alışverişidir.
Ortalama
bir beyinde 10 milyar kadar sinir hücresi vardır.
Dolayısıyla sayıları arttıkça beyin
işlevlerinin de artacağı açıktır. Nöron
sayısı kadar önemli olan bir diğer özellik;
nöronların uzantıları aracılığı ile diğer
nöronlarla oluşturdukları ilişkilerdir. Bilgi
alışverişinin yapıldığı bu ilişki noktaları
(sinaps’lar) nöron başına 1000 ile 10000
arasında değişir. Sinapslar, etkiye akım var /
akım yok şeklinde tepki gösterir. Demek ki, bir
nöron 103 hatta 104 tepki verebilir. 1010 nöron
olduğuna göre, sinir sisteminde tepki sayısı ya
da bilgisayar deyimiyle söylersek bit sayısı, 10
trilyon ile 100 trilyon arasında değişecektir. Bu
bit sayısı 500 sayfalık bir milyon kitabı
dolduracak kadar çoktur.
- Öğrenme
ve Bellek
Beynin en önemli işlevlerinden
birisi de insanın çevresinde olanları
öğrenmesi ve edindiği bilgileri daha sonra
kullanmak üzere depolamasıdır. Çevreden gelen
uyarıların değerlendirilmesi ve uygun
davranışların geliştirilmesi öğrenme
yoluyla olmaktadır. Öğrenilen bilginin
saklanmasını ise bellek sağlar. Öğrenme çok
geniş bir kavram olup görme, işitme, dokunma,
tat ve doku duyguları ile algılanan
uyarıların beyinde ilişkilendirilme,
tekrarlama gibi birden çok beyin işlemi sonucu
gerçekleşir. Öğrenmenin doğrudan bir
ölçümü yapılamayıp ancak ortaya çıkan
davranış değişiklikleri ile
değerlendirilebilmektedir. Öğrenme biçimleri uyarı yanıt
ilişkisine göre asosiye ve asosiye olmayan
üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Çevreden
gelen tekrarlayan uyarıya karşı oluşan
belirli bir yanıtın, zaman içinde meydana
gelen değişme, asosiye olmayan öğrenme
biçimini oluşturur. Bu öğrenme biçiminde
tekbir yanıt ve ona karşı oluşmuş başka bir
uyarı ile ilişkilendirilmemiş belirli bir
yanıt söz konusudur. Bir alt biçimi olan
alışma uyaranın etkinliğinin zaman içinde
sönmesi ve ilk ortaya çıkan yanıtın
şiddetinin azalmasıdır. Bulunduğumuz odada
saatin tik taklarını bir süre sonra
duymamamız bu öğrenme biçimi için bir
örnektir. Bunun tam tersi olan duyarlılaşmada
ise yanıtın şiddeti tekrarlayan uyarı ile
artar. Ocak üzerinde çok sıcak olan bir kabı
ilk ellediğimizde elimizi hızla geri çekeriz.
Daha sonra kap ılıklaşsa bile biz kaba
değdiğimizde kabın sıcaklığı ile uyumlu
olmayacak şekilde elimizi hızla çekeriz. Bu
iki tip öğrenme biçimi, en basit
organizmalardan en karmaşık organizmalara kadar
tüm canlılarda kullanılır.
Asosiye öğrenme
biçimlerinden birisi, klasik şartlanmadır ve
Pavlov’un köpeklerle yaptığı sindirim
sistemi çalışmaları en bilinen örneği
oluşturur. Daha önce tükrük salgılanmasına
neden olmayan bir uyarı (zil sesi), belli bir
süre ve aşamadan sonra salgılamaya neden olur.
Zil sesini duyduktan sonra yemek verilen köpek,
bir süre sonra bunun tekrarlanması sonucunda
yemek verilmeden zil sesini duyduğunda
tükürük salgısında artış olur. Zil sesi
şartlı uyaran, yemek şartsız uyaran, zil
karşısında oluşan tükürük salgısı
şartlı reflekstir. Şartlı refleksin
oluşması için şartlı ve şartsız
uyaranların belli sayıda tekrar etmesi gerekir.
Pavlov’a göre hayvanlar ve insanlarda
öğrenme düşüncelerin ilişkilendirilmesi
değil, uyaranların ilişkilendirilmesidir.
Rescola ve Wagner bu model üzerindeki
çalışmalarında klasik şartlanmanın tek
başına şartlı ve şartsız uyaranın
birlikteliği ve tekrarlanması sonucu
oluşmayacağını ileri sürmüşlerdir.
Rastgele bir araya gelen uyarılar bir
anlamlılık oluşturmuyorsa ne kadar sık
tekrarlasa da öğrenme biçimine dönüşmez.
Canlılar tüm olasılık ve bağlantıları
değerlendirip birbiriyle ilişkisi olan şartlı
ve şartsız uyaranları bir araya getirerek
öğrenmeyi gerçekleştirir. Bir başka deyişle
beyin, çevredeki birbiriyle bağlantılı ya da
ilişkili olayları seçer ve saptar.
Diğer bir önemli
asosiyatif öğrenme ise operan şartlı
öğrenmedir. Bu öğrenme biçimine deneme
yanılma yöntemi de denmektedir. Klasik
şartlanma iki uyarı arasındaki bağlantıyı
içerirken, operan şartlanma bir uyarı ile
canlının bu uyarıya karşı oluşturduğu
davranışı içerir. Skinner’in incelediği
operan şartlanma modelinde bir kafes içine
konan sıçan, bir ışık karşısında bir
düğmeye basarak yiyeceğe ulaşacağını
öğrenir. Başlangıçta yiyeceğe nasıl
ulaşacağını bilemeyen sıçan, birbirinden
farklı davranışlar sergiler ve önünde duran
düğmeye rastgele basarken yemeğe ulaşır. Bu
davranışını birkaç kez tekrarlayıp aynı
sonuca ulaşan sıçan, ışık yandığında
düğmeye basar ve yiyeceğini alır.
Farklı gibi
görünen klasik ve operan şartlanmada temel
kurallar aynıdır. Ödüllendirme ve kaçınma
mekanizmaları gelişen davranışı
belirlemektedir ve her iki şartlanma biçiminde
de aynı sinir sistemi mekanizmaları yer alır.
Tüm canlılar çevrede olanları ve
rastlantıları asosiye öğrenme ile farkeder ve
öğrenir. Ancak gerçekte şartlı ve şartsız
uyaranlar, öğrenme modellerinde olduğu gibi
tek başlarına ve düzenli aralıklarla tekrar
etmezler. Canlılar karşı karşıya
kaldıkları pek çok uyaran arasında
aralarında yaşamını devam ettirmede önemli
olan biyolojik olarak anlamlı bir ilişkinin
olduğu uyaranlar arasında bağlantı kurar. Bu
asosiyatif öğrenme biçimleriyle canlılar
birbiriyle ilişkili ve ilişkisiz olayları
birbirinden ayırt ediyor ve çevrede olanların
nedensel bağlantılarını saptıyor. Hangi
uyarıların önemli olduğu, dikkate alınması
gerektiği için ya daha önceden sinir
sisteminde programlanmış doğru bilgi ya da
sonradan öğrenme gerekmektedir. Genetik ve
gelişimsel programlama, değişik aşamalarda en
basit canlılardan en karmaşık canlı olan
insana kadar tüm canlılarda bulunmaktadır.
İnsanın yaşamını devam ettirmesi, çevreye
uyum sağlaması ve bulunduğu noktadan daha
ileriye gitmesi öğrenme, esnek karar verebilme
ve farklı uyaranlar arasında yeni
bağlantıları farkedebilmesi ile
gerçekleşebiliyor.
Edinilen bilginin
saklanması ve geri çağrılmasına göre
öğrenme ve bellek, iki ana guruba ayrılır.
Çevremizde olanlar, evren, insanlar ve yerler
ile olan bilgileri, sözcüklerle ifade edilen,
tanımlanabilir bellek ya da deklaratif bellek
biçiminde saklarız. Algı ve motor yeteneği
gerektiren bazı işleri nasıl yapılacağı
konusunda sözcüklerle ifade edemediğimiz,
tanımlama biçimine getirilmemiş olan refleksif
bellek biçimini kullanırız. Deklaratif
belleğin oluşması bilinçli bir düşünme
sürecini gerektirir. Bu süreç içinde
değerlendirme, karşılaştırma ve bir araya
getirme gibi bilişsel işlemleri kullanır.
Deklaratif bellekten bilgilerin çağrılma
işlemi yaratıcı bir süreç olup, yeniden
sıralama, yeniden yapılandırma ve orijinal
olanı yoğunlaştırma işlemlerini içerir.
Bilginin deklaratif olarak depolanması, bizim
kişisel algı yapımıza göre ve daha önce
edinilmiş bilgilere göre kişiden kişiye
farklılık göstererek oluşmaktadır.
Refleksif bellek
ise bir işlemin farkedilmeden çok sayıda
tekrarı sonucu zaman içinde birikerek oluşur.
Bilinçli düşünme ya da
karşılaştırma,değerlendirme gibi kognitif
işlemler gerekmeden refleksif bellek oluşur ve
genellikle kelimelerle ifade edilmez. Bazı algı
ve motor yeteneklerin kazanılması, gramer gibi
bazı kuralların öğrenilmesi refleksif bellek
ile olmaktadır. Refleksif öğrenme için
asosiye ve asosiye olmayan öğrenme biçimleri
örnek gösterilebilir. Pek çok işlemde her iki
bellek ve öğrenme biçimi de yer alır.
Örneğin araba kullanmak başlangıçta
deklaratif bellek ile gerçekleşirken bir zaman
sonra refleksif belleğe geçer ve artık araba
kullanma kuralları her kullanışta
sözcüklerle ifade edilmez, kısaca
otomatikleşir.
- Kısa
süreli bellek
Kısa süreli
belleğin birkaç şekli vardır. Anlık
diyebileceğimiz kısa süreli belleğe örnek
olarak görsel olaylarla ilgili resimsel
bellekten söz edebiliriz. Bu bellek şeklinde
görsel uyarıları izleyen ard-hayaller vardır.
Kişi bir cisme bir süre baktıktan sonra o
cisim görme alanından çıkarılsa bile, bir
süre daha bu cismin hayali gözünün önünden
silinmez ve kişi bazı ek ayrıntıların
farkına varır; sanki görmeye devam eder.
Ancak, bu belleğin süresi çok kısa olup
çoğunlukla bir saniyeden azdır. Süreyi
uzatmak için, görsel uyarının
parlaklığını arttırmak ya da bakma süresini
çoğaltmak gerekir. Anlık görsel belleği
sağlayan mekanizma gözün sinir tabakası
nöronlarındaki fiziksel değişimlerdir.
Biraz daha uzun
süren kısa süreli bellek, sinir hücreleri
arasındaki uyarıcı devrelerde bir süre devam
edip giden elektriksel aktivite aracılığı ile
gerçekleşir.
Kapalı
devreler şeklinde olan ve uyarıcı tepki
oluşturan nöron zincirlerinde sinir akımları
tekrar tekrar dolaşır (ongoing neuronal
activity) ve bu kapalı devrelerde akım
dolaştıkça, o şey anımsanır. Akım
tükenince o şey unutulur. İngiliz ruh
bilimci Alan Baddeley bu belleği çalışma
belleği olarak adlandırmaktadır. Bu bellek
türü için verilebilecek tipik bir örnek, yeni
öğrenilmiş yedi rakamlı bir telefon
numarasını anımsayabilmektir. Kısa süreli
belleğin ortalama kapasitesi de yedi birimliktir
(5 – 9).
Görüldüğü
gibi kısa süreli bellek beyne iletilen
bilgilerin giriş bölümünde, bir tampon
görevini yerine getirmektedir. Alınan bilgiler
(görüntü, sözcük veya sayısal bilgi) ilk
önce kısa süreli bellekte işleme tabi
tutularak gerektiğinde uzun süreli belleğe
iletilmektedir.
- Uzun
Süreli Bellek
Uzun süreli
bellek, kısa süreli bellekteki nöron
zincirlerinde akan elektriksel aktivite gibi
dinamik olaylara bağlı değildir. Çünkü
böyle olsaydı nöronal aktivite geçici olarak
durdurulduğunda, belleğin de tümüyle
silinmesi gerekirdi. Örneğin, derin bir
anestezi verildiğinde, beyine az oksijen
gittiğinde ya da beyin soğutulduğunda kişinin
geçmişini tümüyle unutması gerekirdi. Fakat
bu durumlarda yalnız kısa süreli bellek
bozulmakta, uzun süreli bellek ise sağlam
kalmaktadır. Bu bakımdan uzun süreli
belleğin, dinamik değil, plastik
değişiklikler sonucu oluştuğunu düşünmek
daha doğrudur.
Plastik belleğin
temelini koşullu ya da koşulsuz reflekslerden
gelen sinyallerle değişebilen protein
molekülleri oluşturur. Böylece beyinde
moleküllerden oluşmuş bir dilin ya da gramerin
varlığından söz edilebilir. Yeni protein
molekülleri sadece uyarılar (öğrenme) ile
oluşmaz, kalıtsal olarak da oluşur. Bir
bakıma canlılar kalıtsal olarak eğitilirler.
Kalıtsal eğitim kusurlu olduğunda, akıl
hastalıklarından ve davranış
bozukluklarından söz ederiz.
Moleküler
düzeydeki değişiklikler dışında uzun
süreli belleğin gelişmesi için nöronlarda
şekilsel değişiklikler de oluşmaktadır.
Bilindiği gibi, bir sinir hücresinden diğer
sinir hücresine kimyasal ve bunun sonucu olarak
da elektriksel uyarıların geçtiği kısımlara
sinaps denir. Öğrenme nöronlar arasındaki
sinapsların sayısında artma; unutma ise sinaps
sayısında azalma yapmaktadır.
- Bellek
Sistemi
- Bilginin
alınması
Beyinde
dikkat ve yoğunlaşma
işlemlerini beyinde iki bölgede
incelemek mümkündür. Beynin
ön (frontal) bölümünde daha
soyut, arka (parietal,oksipital)
bölümünde görsel, işitsel ve
motor yeteneklerin işlenmesi ile
ilgili bilgiler alınmaktadır ve
işlenmektedir. Alınan bilginin
tanınması, daha önceki
bilgilerle
karşılaştırılması
yapılarak olur. Tanıma işlemi
beyinde derin yapılarda olmak
üzere farklı işlevlere
yönelik farklı yapılarda
gerçekleşir. Bilginin daha
sonraki işlemlerinin başlaması
aşamasında beyinde bir biçimde
tutulması gerekmektedir. Bu,
kısa süreli belleğin
tekrarlama işlemi ile
gerçekleşir. Bu bilgi
tutulamıyorsa ya alımında bir
bozukluk vardır ya da yeni
alınan bilgi bir öncekileri
silmektedir.
Bilginin
işlenmesi
Bilginin
kodlanması sırasında, bilginin
işitsel yönleri yüzeysel ya da
otomatik, kavramsal ya da
semantik yönleri derin analiz
yapılarak işlenir. Bazen bu
analiz sırasında sözel bilgi
görüntü halini alır ya da tam
tersi olur. Her zaman bilgiler
kodlanarak işlenmez, bazen
değişmeden belli bir form
haline dönüştürülerek
kullanılır. Bununla bilginin
miktarının azaltılması
mümkündür. Bilginin ilgili
olduğu kavramlar ya da yapıyla
ilgili olarak bağlantısının
kurulması da üçüncü
basamağı oluşturur. Bu
bağlantı kurma işlemi
sırasında beyin kabuğunun
(korteks) değişik
bölümlerindeki sinir hücreleri
senkron olarak aktive
olmaktadırlar.
- Bilginin
depolanması
Bilginin
uzun süreli saklanması, geçici
bellekten kalıcı belleğe
dönüştürülmesi işlemine
konsolidasyon denmektedir. Kaza
sonrası görülen geriye dönük
unutma olayında yeni bilgilerin
konsolidasyonun tam olmamasından
kaynaklanan yeni olayların
unutulması görülür. Depolama,
özellikle iki taraflı temporal
lop hasarında bozulur. Bellek
kayıtları bir kez oluşup hep
aynı kalan yapılar değildir ve
sürekli yeni kayıtlar ile
birlikte tekrar tekrar organize
olurlar.
- Bilginin
hatırlanması
Bellek kayıtlarının
kullanılabilmesi için tekrar aktif olmaları
gerekmektedir. Geri çağırma işleminde de temporal lop
ve iç yapıları önem taşımaktadır. Bazen bilginin
saklanmasında bir bozukluk yok iken geri çağırma
işlemi bozulabilir. Bellek kayıtlarının geri
çağırılmasında doğru ve yerinde olanların
seçilmesi önemlidir. Tarama işlemi dediğimiz bu
basamakta bir bozukluk varsa konfobulasyon dediğimiz
kontrol dışı yanlış sözel yanıtların oluşumu
ortaya çıkar. Kişi tam doğru olanı bulamadığından
o an geri gelen bilgiler neyse onları ifade eder. Tarama
işleminin bozulması, bellek kayıtlarının
zayıflamasında da görülür. Bu durum sıklıkla
beynin ön bölümü olan frontal lobun hasarında
görülür. Her iki beyin yarı küresinin birbirinden
ayrıldığı durumlarda da sol beyin yarı küresi,
diğer beyin yarı küresinden tam bilgiyi
alamadığından yine aynı durum, konfobulasyon
görülmektedir.
Sonuç olarak bellek ve
öğrenme değişik biçimlerde olmaktadır ve belli
aşamalarda gerçekleşmektedir. Bu işlemler sırasında
beyinde farklı sistemler ve yapılar bir arada
çalışmaktadır. İnsanın yaşamını devam
ettirebilmesi ve davranışlarının gelişmesinde bu
sistemler yer almaktadır.
- Bilgisayarlar
Sistem olarak incelersek;
insan, dış dünya ile ilişki kurabilen, dış
dünyadan gelen uyarıları değerlendiren,
bunlara anlamlı cevaplar veren bir sistemdir.
İnsan dış dünyadan gelen uyarıları beş
farklı kanal ile alır. Gözler görür,
kulaklar işitir, burun koklar, dil tadar ve deri
dokunur. Bu şekilde toplanan uyarılar beyne
iletilir. Beyin bu verileri işler. Veriler
birbiri ile ilişkilendirilir, bilgi haline
getirilir ve saklanır.
Bilgisayarların
veri toplama kanalları biraz daha değişiktir
ama aynı işlevler bilgisayarlar için de söz
konusudur. Klavye ile veri girişi
yapılabileceği gibi, seri ve paralel
çıkışları ile bilgi alış verişinde
bulunulabilir. Son zamanlarda onsuz
yaşayamayacağımıza göre, fareyi de veri
girişi tarafına koymak gerekir. Gelen veriler
bilgisayar içinde işlenir ve saklanır.
Bilgisayarların
yapısını, birbirinin üzerine oturan katlardan
oluşan bir binaya benzetebiliriz. En alt katlar
donanıma aittir. Donanımın üzerine yazılım
katmanları, daha sonra da veri katmanı gelir.
- Donanım
Bu katlardan sadece
donanım fizikseldir; elle tutulur,
gözle görülür. Donanım kendi içinde
birkaç kata yayılır. Günümüz
bilgisayarları elektronik temellidir. Bu
nedenle en alt kat, elektronik devreler
katıdır. Bilgisayarcıların 200 MHz
gibi sayılarla bahsettikleri, elektronik
katmanının çalışma hızıdır.
Elektronik
devrelerin üzerinde doğru / yanlış
gibi iki değer alabilen mantık
devreleri vardır. Hepimizin her gün
binlerce defa yaptığı evet / hayır,
doğru / yanlış kararları, bu
devrelerde yapılmaya çalışılır.
Mantık devrelerinin ikili değerli
olması, sadece bu günkü teknolojiden
dolayıdır. Daha fazla durumlu mantık
devreleri olsaydı gene de
bilgisayarlarımız çok fazla
değişmeyecekti.
Donanımın
bir üst katmanında artık daha
işlemsel yapılar yer almaya başlar. Bu
yapılar arasında bilgilerin
depolandığı bellek, verilerin
işlendiği işlemci, dış dünyaya
açılan pencere olan girdi çıktı
birimleri sayılabilir.
- Yazılım
Donanımın bir
üstüne baktığımızda artık elle
tutulan yapılar bitmiştir. Nasıl
kişilik, bellek elle tutulamazsa,
yazılım katmanları da elle tutulamaz.
En alt yazılım katmanı işletim
sistemidir. İşletim sistemini
bilgisayarımızın karakteri olarak
düşünebiliriz. Birkaç işletim
sistemi adı vermemiz gerekirse MS-DOS,
MS-Windows, Unix sayılabilir.
İşletim
sisteminin üzerinde uygulama yazılımları yer
alır. Uygulama yazılımları, bizim bilgisayar
kullanarak iş yapmamızı sağlayan
yazılımlardır. Bunların arasında Excel gibi
tablolama, Word gibi kelime işlemciler
sayılabileceği gibi bir muhasebe, ya da
mühendislikte kullanılan bir çizim yazılımı
sayılabilir. Bu arada bilgisayar oyunlarının
da bu sınıf içinde olduğunu belirtmek
gerekir.
- Veri
En üst katmanda
veriler yer alır. Bilgisayardaki en değerli
öğe bir çoğumuzun düşündüğünün tersine
donanım ve yazılım değil verilerdir. Bir
şanssızlığın bilgisayarınızı
kullanılamaz hale getirdiğini düşünün. Eski
donanım ve yazılımınızın aynısını tekrar
satın alabilirsiniz, ama verilerinizi satın
alamazsınız. Bu nedenle verilerin sık sık
kopyalanıp, kopyaların emin bir yerde
tutulması önerilir. Bu duruma tam bir benzetme
olmasa da hafızasını kaybetmiş bir insanı
düşünebilirsiniz. Bu gün için beyindeki
bilgileri, bilgisayarlarda olduğu gibi, bir
dış ortamda saklama olanağımız yoktur.
- Bellek
Bilgisayarda
bellek bir raf sistemine benzer. Her rafın bir
numarası vardır. Bilgiyi saklamak için önce
bir raf seçilir ve bilgi rafa konur. Daha sonra
bilgiye gereksinim duyulduğunda rafın numarası
verilerek bilgi geri alınır. Bilgiye ulaşmak
için rafın numarasının bilinmesi şarttır.
Bilgisayarda
bellek, ekonomik nedenlerle bir hiyerarşik yapı
oluşturur. Bellek hızlandıkça pahalılaşır.
En hızlı ve en pahalı bellek, işlemcinin
içindeki “register” bellektir. Register
kısa süreli veri tutmak için kullanılır.
Örneğin üç sayıyı toplarken, önce ikisini
toplayıp, sonuca üçüncü sayıyı ekleme
işleminde ara sonucun register’da tutulması
ve işlem biter bitmez register’in
boşaltılması, register kullanımı için
uygundur. Register’ları RAM(random access
memory) bellek izler. RAM de register’lar gibi
geçici olarak bilgi tutar. İşlemcinin
üzerinde çalıştığı veriler ve bu veriler
ile ilişkili olabilecek veriler RAM’de
tutulur. İşlemci veri ile işini bitirince
RAM’deki veriler de uzun süreli bellek olan
diske yazılır. Hem register hem de RAM bilgiyi
elektronik olarak tutarlar. Bilgiye erişim de
elektronik hızlarda olur. Bu avantajlara karşı
RAM’in kötü bir tarafı vardır. Elektrik
olmadan hatırlayamadığından dolayı elektrik
kesildiğinde içindeki bilgiler kaybolur.
Disk, RAM’a
göre çok daha yavaş olmasına karşın
hiyerarşide uzun süreli bilgi saklanabilecek
bir ortamdır. Bundan başka bilginin disk gibi
manyetik ortamda saklandığı teyp ve disketler
vardır. Bunlar bilgiyi manyetik olarak
sakladıkları için daha yavaştırlar. Ayrıca
manyetik ortamlar dışında optik ortamlarda
bilgi saklamak olasıdır. Bunun en güzel
örneği CD-ROM’lardır.
- Bilgisayar Ağları
İşlemci, bellek,
çevre birimler gibi çeşitli donanım
elemanları ve işletim sistemi ve uygulama
programları gibi oldukça kapsamlı yazılım
elemanları içeren bir bilgisayar sistemi
oldukça karmaşık bir yapıdadır. Bu
karmaşık yapıdaki bilgisayar sistemleri bir
bilgisayar ağı yaratacak şekilde birbirine
bağlandığında ortaya çok daha karmaşık
yapılar çıkmaktadır. Bir bilgisayar ağının
genel görünümü şekil 7’de verilmiştir.
Burada aslında tek bir bilgisayar ağı
olmadığını, birbiri ile gerek hiyerarşik
gerek başka yapılarda ilişkilendirilmiş bir
çok bilgisayar ağı olduğunu vurgulamak
gerekir. Şekilde görüldüğü gibi bu ağlar
birbirine tekrarlayıcılar, köprüler ve yol
atayıcılar ile bağlanmışlardır.
Tasarımcılar
karmaşık yapıdaki sistemleri, biraz da
doğayı gözlemleyerek, ya hiyerarşik yapıda,
ya da bundan daha basit bir yapı olan katmanlı
yapıda tasarlamaktadır. Buradaki genel amaç,
bir sistemi meydana getiren alt sistemler ve alt
sistemler arasındaki karmaşık arabirimlerin
sayısını azaltarak tüm sistemin genel
tasarım ve üretim karmaşıklığını
azaltmaktır. Katmanlı yapıların
karmaşıklığı, hiyerarşik yapıların
karmaşıklığından daha azdır. Katmanlı
yapılarda alt sistemler arasında sadece iki
arabirim ilişkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla
gerek bilgisayar sistemlerinin gerek bilgisayar
ağlarının tasarımında katmanlı yapılar
tercih edilmektedir.
Bir bilgisayar
ağını oluşturan donanım ve yazılım
elemanları, işlevleri açısından katmanlar
halinde organize edilmektedir. Burada bir alt
katmanın bir üst katmana verdiği servisten
söz edilebilir. Servis aslında alt katmanda
tanımlanmış ve üst katman tarafından
kullanılmakta olan bir işlevden ibarettir. Bu
servislerin kullanılmasında geçerli temel
kural şöyledir. Birbirine komşu olan üç
katmanı önce i-1 i ve i+1 olarak
numaralandıralım. Orta katman i, sadece alt
katman i-1 ve üst katman i+1’de tanımlanan
servislere erişebilir, daha alttaki ve üstteki
katmanların servisleri i tarafından
kullanılamaz. Bu kuralın temel nedeni katmanlar
arasındaki ilişkileri en aza indirmektir.
Benzer
yada aynı katmanlı yapıda olan iki sistem,
veya iki bilgisayar arasında, aynı seviyedeki
iki katman arasında bir protokol
tanımlanabilir. Katmanlar arası bir protokol,
her iki katmanın birbiriyle bilgi
alışverişinde bulunmasını sağlayacak
kuralların tümünden oluşur. Katmanlar arası
sanal olarak tanımlanabilecek bilgi
alışverişi, gerçekte bilginin alt ve üst
katmanlar aracılığı ile bir sistemden diğer
sisteme aktarılması sayesinde
yapılabilmektedir. Bilginin gerçekten iki
sistem arasında belirli bir formda
aktarılması, bu sistemlerin en alt katmanı
olan fiziksel katmanlar aracılığı ile
gerçekleştirilmektedir. Bir sistemin katmanlı
yapısı, katmanların arabirim işlevleri ve
katmanlar arası protokollerin tümü bilgisayar
ağları terminolojisinde bir bilgisayar ağı
mimarisi olarak anılmaktadır.
Bilgisayar ağ
mimarileri arasında ISO OSI referans modeli,
TCP/IP, IBM’in SNA, DEC’in DECNET vb.
mimariler sayılabilir. Burada sadece güncel
olduğu için internet’i ayakta tutan TCP/IP
ağ mimarisinin özellikleri kısaca
tanıtılacaktır.
TCP/IP ağ
mimarisi basit olarak dört katmandan
oluşmaktadır. En eski bilgisayar ağı mimarisi
olan TCP/IP ağ mimarisi, bilgisayar
ağlarındaki gelişmelerin önemli bir
bölümünü oluşturan Arpanet/İnternet
araştırma geliştirme çalışmaları sonucunda
elde edilmiştir. Yaklaşık olarak 2000 RFC
belgesi, bu mimariyi oluşturan tüm protokolleri
ve yapıları tanımlar.
TCP/IP ağ
mimarisi katman yapısı, en üst katmandan en
alt katmana doğru, katmanların çok kısa
işlevsel tanımlarını da içerecek şekilde
şöyledir.
Katman 4.
Uygulama (Application) katmanı : Ağı kullanan
uygulama programları ve bunlar arasındaki FTP
(dosya aktarımı), TELNET (uzaktaki
bilgisayarlara erişim ve login), HTTP (World
Wide Web erişimi) vb. protokoller ve uygulamalar
bu katmanı oluşturmaktadır.
Katman 3.
Aktarım (Transport) katmanı : Uçtan uca hatasız
mesaj gönderme bu katmanın görevidir. TCP ve
UDP protokolleri bu katmandadır.
Katman 2. Ağ
(Internet) katmanı : Veri paketlerinin iletimi, ağ
içinde farklı yollardan yollanması ve
tıkanıklıkların idaresi bu katmanın
görevleri arasındadır. Internet’in doğru ve
etkin çalışmasını sağlayan en önemli
katmandır. IP ve ICMP protokolleri bu
katmandadır.
Katman 1. Ağ
erişim (Network access) katmanı : İletim ortamının
fiziksel özellikleri bu katmandadır. Birbirine
doğrudan bağlı iki nokta arasında iletim, bu
katmandaki tanımlar çerçevesinde
yürütülür.
Buraya kadar
beyin, sinir sistemi, bilgisayar ve bilgisayar
ağları konusunda genel bilgiler verilmiştir.
Amaç bunlar arasında bir karşılaştırma
yapabilme zemininin hazırlanmasıdır.
- Beyin Bilgisayar
Karşılaştırması
Beyin ve sinir
sistemini bir bütün olarak alıp
bilgisayarlar ve bilgisayar iletişimi ya
da ağları ile benzerliklerini saptamak
veya karşılaştırmak başlangıçta
radikal görünebilir. Bilindiği gibi
bilgisayarların ilk ortaya çıktığı
zamanlarda ve daha sonraları,
bilgisayarın insan beyninin işlevlerini
yerine getirip getiremeyeceği
açısından devamlı olarak bir
değerlendirilmesi yapılmış, bu
değerlendirmede hız, bellek kapasitesi,
işlevsel zenginlik, zeka v.b. kriterler
kullanılmıştır. Bilgisayarların
keşfedildiği ve üretildiği ülkelerde
ve ülkemizde 70’li yılların
başında ortaya atılan bilgisayar
sözcüğünden önce, elektronik beyin
sözcüğünün sıkça
kullanıldığını görüyoruz. Alt
başlıklarda beyin-bilgisayar
karşılaştırması, beyin/sinir
sistemi-bilgisayar/bilgisayar
iletişimini de içine alacak şekilde
genişletilmekte ve bu iki ayrı
yapının birbiriyle bir benzerliğinin
olup olmadığı yapısal ve
karmaşıklık yönünden
incelenmektedir.
- Yapısal
Karşılaştırma
Beyin ve
sinir sisteminin bilgisayar ağı
benzeri bir katman yapısının
olup olmadığını anlamak için
çok erken olduğu rahatlıkla
söylenebilir. Beyin ve sinir
sisteminde bir katman yapısı
eğer tanımlanabilir ise, bu
yapıda bir fiziksel katman
olduğu açıktır. Fiziksel
katmanı oluşturan temel
öğeler beyin, beyincik,
omurilik, gangliyonlar,
nöronlar, aksonlar ve miyelin
hücreleridir. Bu fiziksel
katmanda elektriksel ve kimyasal
sinyaller iletilmektedir.
Fiziksel
katman üzerinde katmanlı bir
yapı var olup olmadığı, var
ise kaç katman olduğu,
katmanların işlevlerinin ve
katmanlar arasındaki servis
ilişkilerinin neler olduğu
günümüzdeki açık
sorulardır. Acaba katmanlar
arasında belirli protokoller var
mıdır? Bu protokollerin
özellikleri ve
karmaşıklıkları nelerdir?
Katman başına kaç protokol
vardır? Protokollerin
işleyişi, örneğin
zamanlaması ve güvenilirliği
nasıldır? Tüm bu sorulara
cevap vermek için henüz çok
erkendir.
Bilgisayar
ağlarında tekrar ediciler
(repeaters) fiziksel katmanda
çalışmakta, sinyal gücünü
arttırarak sinyalin uzun bir
mesafeye taşınmasını
sağlamaktadır. Çünkü hat
üzerindeki kayıplar
dolayısıyla sinyal gücü
zayıflamaktadır. Bunlara iki
yönlü amplifikatörler olarak
bakılabilir. Beyin ve sinir
sisteminde ise tekrar edicilere
benzer yapıları miyelin
hücreleri (Schwann hücreleri)
ve aksonlar oluşturmaktadır.
Miyelin hücrelerine bir cins
dağıtık tekrarlayıcılar
gözüyle de bakılabilir.
Bilgisayar
ağlarında köprüler (bridges)
veri bağı katmanında
çalışmakta, veri
çerçevelerinin veri bağı
katmanındaki adresler
açısından filitrelenmesini ve
akışının denetlenmesini
sağlamaktadır. Beyin ve sinir
sisteminde benzer yapıları
gangliyonlar ve nöronlar
oluşturmaktadır. Gangliyonlar
aksiyon potansiyellerinin bir
cins dağıtım ya da anahtarlama
merkezleridir. Yol atayıcılar
(routers) ağ katmanında
çalışmakta ve veri
paketlerinin ağ katmanındaki
adresler açısından
filitrelenmesini ve akışının
denetlenmesini sağlamaktadır.
Beyin ve sinir sisteminde benzer
yapıları yine gangliyonlar ve
nöronların oluşturmakta
olduğu düşünülebilir. Fakat
katmanlı bir yapının var olup
olmadığı bilinmediğinden
aradaki farklar tam olarak açık
değildir.
- Karmaşıklık
Ölçüt olarak
karmaşıklığı daha iyi bilinen bir bilgisayar ağı
olan internet’in karmaşıklığı göz önüne
alınabilir. İnternet günümüzün en karmaşık
bilgisayar ağı ya da bilgisayar ağları
federasyonudur. İnternet’te milyonlarca kullanıcı,
milyonlarca adreslenebilir bilgisayar veya ağ cihazı
bulunmaktadır. Veri sinyallerinin iletim hızı
200,000-300,000 km/sn, verinin iletim hızı
10,000-100,000,000 b/sn (ikili/saniye) aralığındadır.
Kullanıcıların ya da bilgisayarların aynı anda
bağlantı yapabilecekleri bilgisayar sayısı
onlu/yüzlü sayılar seviyesindedir. Bilgi saklama
kapasitesi, bellek kapasitesi olarak giga/tera sekizli
seviyesindedir.
Beyin ve sinir sistemine
bakılacak olursa en karmaşık iletişim/denetleme
sistemlerinden biri olduğu söylenebilir. Sinir
sisteminde toplam olarak bir ila on milyar nöron olduğu
varsayılmaktadır. Veri sinyallerinin iletim hızı
azami 100 m/sn civarındadır ve ışık hızının çok
altındadır. Saniyede gönderilebilen ikili olarak veri
iletim hızını belirtmek henüz olası değildir.
Denetlenen hücre ve nöron sayısı ve bunların artış
hızı gelişme çağında çok yüksektir, ergenlikte
belki bir süre sabit kalmaktadır ve daha sonra
yaşlandıkça azalmaktadır. Toplam sayıların evrim
sebebiyle artıp artmadığı tartışma konusudur.
Nöronların aynı anda bağlantı yapabilecekleri
nöronların sayısı onbinli sayılar seviyesindedir.
Bellek kapasitesinin canlılar arasında farklılıklar
gösterdiğini, fakat bir bilgisayarda olduğu gibi kesin
değerlerle henüz ölçülemediğini belirtebiliriz.Tüm
bu karmaşıklık karşılaştırmalarında, farklı
ölçütler kullanıldığında farklı sonuçlar elde
edildiği açıktır.
Beyin ve sinir sisteminin
tüm özelliklerinin, iç yapısının ve nasıl
çalıştığının günümüzde tam olarak bilinmemesi
sağlıklı bir karşılaştırma yapmada sorunlar
doğurmaktadır. Diğer taraftan, bilgisayarlar ve
bilgisayar ağları belirli bir evrim içinde insanlar
tarafından tasarlanmakta, üretilmekte ve
çalıştırılmaktadır. Dolayısıyla en ince
detaylarına kadar bilinmektedir. Benzer bir detay bilgi
artışı beyin ve sinir sisteminde de sağlandığında
çok daha sağlıklı bir karşılaştırma yapma
mümkün olabilecektir.
|